|
VİTİLİGO VE KRONİK ÜRTİKER HASTALARINDA SİGARA, ALKOL VE ALKOL DIŞI MADDE KULLANIM SIKLIĞI VE I. EKSEN TANILARIYLA İLİŞKİSİ
Meltem Sukan¹, Fulya Maner², Musa Tosun³
ÖZET
Amaç: Bu çalışmada psikosomatik yönü ve strese duyarlılık ile öne çıkan cilt bozukluklarından vitiligo ve kronik ürtikerde sigara, alkol ve alkol dışı madde kullanım sıklığını araştırmak amaçlanmıştır.
Yöntem: Çalışmaya İstanbul’daki dört hastanenin Dermatoloji Poliklinikleri’ne başvuran, vitiligo ve kronik ürtiker tanıları almış, 16-60 yaş arası 50’şer hasta alındı. Her iki hasta grubu, 50 sağlıklı kontrol deneği ile karşılaştırıldı.
Bulgular: Vitiligo grubunun %48’i, kronik ürtiker grubunun %68’i, kontrol deneklerinin %50’si kadındır. Sigara kullanımı vitiligo grubunda %58, kronik ürtiker grubunda %40, kontrol deneklerinde %36; sosyal içici olarak alkol kullanımı vitiligoda %32, kronik ürtikerde %20, kontrol deneklerinde %32; alkol kötüye kullanımı vitiligo grubunda %2, kronik ürtiker grubunda %4; madde kullanımı sadece vitiligo grubunda %2 oranında saptanmıştır. Gruplar arasında sigara, alkol ve madde kullanımı bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktur.
Sonuç: Vitiligo ve kronik ürtiker hastalarının sigara, alkol ve alkol dışı madde kullanımının, sağlıklı kontrol deneklerinden farklı olmadığı anlaşılmıştır. Bu hasta grubunun gerilimlerini hafifletmek amacıyla dermatologların psikiyatristlerle daha sıkı bir işbirliği içinde olmalarının yararlı olacağı açıktır.
GİRİŞ
Genelde yaşamı tehdit edici olmadıkları için çoğunlukla önem verilmeyen kronik cilt rahatsızlıkları, aslında çok önemli psikososyal rahatsızlıklara neden olabilirler (1). Vitiligo, nispeten yaygın ve toplumun en azından %1’ini etkileyen, kazanılmış depigmente edici bozukluktur (2). Vitiligoyu psikolojik etmenler tetikleyebilir. Örneğin vitiligonun otoimmün yetersizliklerin sonucu ortaya çıkabildiği ve katekolamin ve serotonin metabolitlerinin doğrudan depigmentasyonu etkileyebileceği bildirilmiştir (3, 4). Depresyon ve anksiyete bozukluğu olan hastalarda otoimmün ve endokrin sistemlerin bozulduğu, depresyonda serotoninin önemli rol oynadığı bildirilmiştir. Dolayısıyla vitiligo ile, depresyon ve anksiyete bozuklukları arasında biyolojik alt sistemlerin kesin ve açık bağlantıları olduğu açıktır. Sonuçta depresyon ya da anksiyeteye neden olabilecek bir olayın, otoimmün ve serotonin işlevselliğini etkileyebileceği ve depigmentasyonla sonuçlanabileceği varsayılabilir (1).Vitiligo hastaları, diğerlerinin kendilerini nasıl algıladıklarına çok duyarlıdır ve dışlanacakları beklentisiyle sıklıkla geri çekilirler. Bazen tanımadıkları kişiler, hatta yakın arkadaşları, oldukça yaralayıcı ve aşağılayıcı yorumlarda bulunabilir. Bunların etkisiyle, derin emosyonel rahatsızlık, iş hayatlarında sorunlar yaşayabilirler ve alkol-madde ve gerilimi azaltıcı ilaçlar kullanabilirler ve bunlara bağımlı hale gelebilirler (5).Vitiligo tamamen kozmetik bir sorun olmasına karşın, aynı zamanda ciddi bir huzursuzluk nedenidir. Çalışmalar, vitiligo hastalarının üçte ikisinin utanma duygusu içinde olduğunu, yarıdan fazlasının sosyal kaygı yaşadıklarını, bunların kendilerini çirkin hissettiğinden, o bölgeleri saklamak için uygunsuz giyindikleri ve karşı cinsle rahatlıkla ilişki kuramadıklarını göstermektedir (6).Olumsuz duygusallıklardan kaçınma, kendisiyle barışık olma, düşük stres hassasiyeti, aşırı genelleştirmeden ve içine kapanmadan kaçınma gibi başa çıkma yöntemlerini kullanabilen hastalar; cilt hastalığından daha az etkilenirken, kendi kendisiyle aşırı meşgul olma eğilimi, hastalıktan aşırı etkilenmeye neden olmaktadır (7). Kişinin başa çıkma stratejileri yüksek ise, cilt lezyonlarından etkilenmeksizin, ruhsal yönden sağlıklı olmakta ve yaşam kalitesi artmaktadır (8).Psikiyatrik bozukluklarda çeşitli nedenlerle sigara, alkol ve alkol dışı madde kullanımının fazla olduğu bilinmektedir. Örneğin depresyon, anksiyete bozuklukları, yeme bozukluklarında kontrol deneklerine göre, bu maddelerin kullanımının yüksek oranda görülmesi yanında, şizofreni gibi psikotik bozukluklarda da benzer oranlar bulunmuştur (9-14). Alkolün gerilimi hafifletici, yatıştırıcı özelliği yanında, bu bozukluklarda kontrol duygusunun zayıflaması, dürtüselliğin artması kullanım nedenleri arasında düşünülebilir.Bu çalışmada psikosomatik yönü ve strese duyarlılık ile öne çıkan cilt bozukluklarından vitiligo ve kronik ürtikerde sigara, alkol ve alkol dışı madde kullanım sıklığını ve I. eksen tanılarıyla ilişkisini araştırmak amaçlanmıştır.
YÖNTEM
Çalışmaya Lepra Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İÜ. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastaneleri’nin Dermatoloji Poliklinikleri’ne ayaktan başvuran, vitiligo ve kronik ürtiker tanıları almış, 16-60 yaş arası 50’şer hasta alındı. Hastalara çalışmanın amacı anlatılarak, katılım için onay vermeleri istendi. Cinsiyet açısından eşleştirilen her iki hasta grubu; 50 sağlıklı kontrol deneği ile karşılaştırıldı. Kontrol deneklerinin yaş ve eğitim durumlarının yakın olmasına çalışıldı. Mental retardasyon, psikotik bozukluk, demans, deliryum ve diğer amnestik bozukluklardan birine sahip olanlar ve öngörüşme sonrası çalışmaya katılımı reddedenler çalışmaya alınmadı.
Gereçler: Çalışmaya alınanlara, tarafımızdan hazırlanan sigara, alkol ve alkol dışı madde kullanımının da sorgulandığı sosyodemografik veri formu ve DSM-IV Eksen I Bozuklukları İçin Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID-I), SCID-I uygulama eğitimi almış psikiyatri asistanı tarafından uygulandı. SCID-I, özgün adı “Structured Clinical Interview for DSM-IV, Clinical Version” olan; First, Spitzer, Gibbon ve Williams tarafından geliştirilmiş olup, DSM-IV’e göre I. Eksen psikiyatrik bozukluk tanısı araştırılmasında, görüşmeci tarafından uygulanan yapılandırılmış bir klinik görüşmedir. Yapılandırılmış görüşmeyi sürdürebilecek bilişsel yeterliliğe sahip olan, ajitasyon ve ağır psikotik belirtileri olmayan kişilere, bu görüşmenin eğitimini almış görüşmeci tarafından uygulanabilir. Bu ölçek, altı modülden oluşmakta, toplam 38 DSM-IV I. Eksen bozukluğunu tanı ölçütleri ile ve 10 tane I. Eksen bozukluğunu tanı ölçütleri olmadan “şu anda” ve “hayat boyu” olarak araştırmaktadır. Türkçe formun uyarlaması ve güvenirlik çalışması 1999 yılında, Özkürkçügil ve ark tarafından yapılmıştır (15).
İstatistiksel İnceleme: Bu çalışmada elde edilen verilerin istatistiksel incelenmesinde, SPSS for Windows 10.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. İki grubun karşılaştırmasında Mann Whitney U ve Ki-kare analizi, üç grubun karşılaştırılmasında ANOVA ve Ki-kare analizi kullanılmıştır.
BULGULAR
Çalışmaya 50 vitiligo, 50 kronik ürtiker ve 50 sağlıklı kontrol denekleri dahil edilmiştir. Her iki hasta grubu ve kontrol deneklerinde yaşlar 16-60 arasında değişmektedir. Vitiligo grubunda yaş ortalaması 35.82±12.56, kronik ürtikerde 38.66±10.61 ve kontrol deneklerinde 35.98±12.49’dur. Gruplar arasında yaş ortalaması bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktur (p>0.05). (Tablo I).Vitiligo grubunun 24’ü (%48) kadın, 26’sı (%52) erkek; kronik ürtiker grubunun 34’ü (%68) kadın, 16’sı (%32) erkek; kontrol grubunun 25’i (%50) kadın, 25’i (%50) erkektir. Vitiligo grubunun 29’u (%58) evli, 21’i (%42) bekar, dul ya da boşanmış; kronik ürtikerlilerin 35’i (%70) evli, 15’i (%30) bekar, dul ya da boşanmış; kontrol grubunun 34’ü (%68) evli, 16’sı (%32) bekar, dul ya da boşanmıştır. Vitiligo grubunun 30’u (%60) ilköğretim ve altı, 11’i (%22) lise, 9’u (%18) üniversite mezunu; kronik ürtiker grubunun 35’i (%70) ilköğretim ve altı, 7’si (%14) lise, 8’i (%16) üniversite mezunu; kontrol grubunun 30’u (%60) ilköğretim ve altı, 12’si (%24) lise, 8’i (%16) üniversite mezunudur. Cinsiyet, medeni durum ve eğitim durumu bakımından eşleştirilen gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktur (p>0.05). (Tablo-II).Çalışma durumu ve meslek dağılımı açısından eşleştirilen gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Sigara kullanımı vitiligo grubunda %58, kronik ürtiker grubunda %40, kontrol grubunda %36; sosyal içici olarak alkol kullanımı vitiligoda %32, kronik ürtikerde %20, kontrol grubunda %32; alkol kötüye kullanımı vitiligo grubunda %2, kronik ürtiker grubunda %4; madde kullanımı sadece vitiligo grubunda %2 oranında saptanmıştır. Kişinin alkol kullanması biyolojik, psikolojik ve sosyal açıdan problem yaratmıyorsa sosyal içicilikten söz edilir. Miktar genellikle 10-12 gr. saf alkol olup, yaklaşık 1 duble rakı-viski gibi sert içkilere veya 1 büyük biraya denk düşmektedir. Gruplar arasında sigara, alkol ve madde kullanımı bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktur (p>0.05). (Tablo III).Ürtiker grubunda distimik bozukluk ve genelleşmiş anksiyete bozukluğu, vitiligo grubuna göre anlamlı derecede daha fazladır (p<0.05). Gruplar arasında diğer SCID-I tanıları görülme sıklıkları bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktur (p>0.05). (Tablo IV).
TARTIŞMA
Çalışmamızda vitiligo ve kronik ürtiker hastalarında sigara, alkol ve alkol dışı madde kullanımının sıklığını araştırdık. I. eksen tanılarından distimik bozukluk ve genelleşmiş anksiyete bozukluğunun, hasta grubunda daha yüksek oranda bulunması, bu kişilerin daha sıklıkla sigara, alkol ve alkol dışı madde tüketebileceklerini akla getirmektedir. Ancak çalışmamızda kontrol grubuna göre anlamlı bir fark bulunamaması, bu grup cilt hastalarının anksiyete, gerilim ve çatışmalarını bastırmak ve başa çıkmak için, bu maddelerden yararlanmadığını göstermektedir. Literatür gözden geçirildiğinde psoriyazis, diskoid ekzema, rozasea, ergenlik sonrası akneler, yüzeyel enfeksiyonlar, porfiriya kutanea tarda gibi büyük bir cilt hastalığı grubunda alkol kullanımının olduğu ve alkolün bu lezyonları daha da alevlendirdiği bildirilmiştir. Diğer cilt hastalıklrından psoriyaziste de alkol kullanımın bir risk faktörü olduğu ve tedavinin gidişini kötü etkilediği, pruritus ve uyku bozukluğuna neden olduğu gösterilmiştir (16-19). Vitiligo hastaları, yoğun emosyonel rahatsızlık sonucu, alkol-madde ve gerilimi azaltıcı ilaçlar kullanabilirler. ve bunlara bağımlı hale gelebildiği belirtilmiştir (5). Bu durum, bizim bulgularımızdan farklıdır. Saptanan bu fark, toplumlar arası alkol ve alkol dışı maddelere sosyokültürel bakış açısının değişik olmasıyla açıklanabilir. Cilt ve cilt ekleri ile insanın kişiliğini oluşturan ruhsal olgular arasındaki ilişkinin aydınlatılması çabaları psikosomatik tıbba dayanmaktadır. Kişinin bütünlüğü temelinde endişe ve yaralanma oluşturan herhangi bir çatışma durumu, buna dayalı olarak zihinsel veya bedensel bir hastalığa dönüşebilmektedir. Cilt hastalıkları konusunda, “bir çatışma durumundan bir yüzeyselleştirme düzeneği”nin ateşlendiği düşünülebilir. Bazı cilt belirtileri ile strese neden oluşturan olaylar arasındaki ilişki dikkati çekmektedir (20). Ayrıca cilt, duyguların dışavurum organı ve kaygının dışarı boşalım yeridir (21-23). İçsel çatışmalar olağan biçimde dışa vurulamayıp bastırıldığında, ciltteki değişimler aracılığıyla beden üzerinden bir anlatım bulabilir. Ayrıca utanma, kızgınlık gibi bazı emosyonel durumları, istemsiz olarak dışarıya ilettiği için bir kaygı kaynağı da olabilir (24). Çalışmamızda vitiligo ve kronik ürtiker hastalarının, gerilim giderici ve boşalım aracı olarak sigara, alkol ve alkol dışı maddeler kullanmak yerine, daha başka yolları kullandıkları ileri sürülebilir. Bunlardan biri, cilt yoluyla boşalma olabilir. Sigara, alkol ve alkol dışı madde kullanım sıklığının fazla olduğu saptanan anksiyete ve depresif bozukluklar (9-14), çalışmamızda vitiligo ve kronik ürtiker hastalarında da daha fazla görülmesine karşın; sigara, alkol ve alkol dışı madde kullanım sıklığı, sağlıklı kontrol deneklerinden farklı bulunmamıştır. Bu durum, bu cilt hastalıklarında farklı savunma düzeneklerinin kullanılması olasılığıyla bağlantılı olabilir. Son olarak akla şu soru gelebilir: Bu hastalar acaba bu maddeleri daha fazla tüketmiş olsalardı, lezyonların oluşumu ve gelişimi ne şekilde etkilenebilirdi?
|