|
1-Vitiligo Lezyonunda Repigmentasyon Patterni, Hız Ve Stabilitesi Üzerindeki etkilerinin İncelenmesi
Araştırmaya emek veren ekip : Dr.Davinder Parsad, Dr.Roma Pandhi, Dr.Sunil Dogra ve Dr.Bhushan Kumar Chandigarb, Hindistan Vitiligoda izlenen depigmentasyonun etyopatogenezi bilinmediği için repigmentasyon oluştuğunda pigmentasyonun kaynağı ve stabilitesi de açık değildir. Histopatolojik ve elektron mikroskopik değerlendirmelerde başlıca perifolliküler pigment dağılımı izlenmiştir. Burada sunulan çalışmanın amacı vitiligo da uygulanan değişik tedavilerin repigmentasyon patterni, hızı ve stabilitesi üzerindeki etkilerini incelemektir. Topikal veya sistemik psoralen-UVA (PUVA), topikal veya sistemik steroid tedavisi ve topikal kalsipotriyolün tek veya kombine kullanıldığı 125 vitiligo olgusu çalışma kapsamına alındı. Her hasta için seçilen lezyonlar çalışmanın başında fotograflanarak oluşan repigmentasyon marjinal, perifolliküler, diffüz ve kombine olarak sınıflandı. Repigmentasyon hızını değerlendirmek için tedavi kesildikten 3 ay, stabilitesi için ise 6 ay sonra lezyonlar yeniden incelendi. 352 vitiligo lezyonunun sistemik PUVA uygulanan 127'si (%65.5) ve topikal PUVA uygulanan 35'i (%18) olmak üzere toplam 194'ünde (%55) başlıca perifolliküler repigmentasyon izlenmiş. Diffüz repigmentasyonun izlendiği toplam 98 lezyonun (%27.8) 66'sına (%67.3) topikal steroid tedavisi uygulanmış. Marjinal repigmentasyonun izlendiği toplam 15 lezyonun %80'inde ise PUVA ve topikal kalsipotriyol kombine kullanılmış. Üçüncü ayda belirgin repigmentasyon izlenen 28 lezyonun 22'sinde diffüz, 2'sinde perifolliküler, 4'ünde ise kombine pigmentasyon dikkati çekmiş. Repigmentasyon stabilitesi sırasıyla %93.3 ile marjinal, %91.7 ile perifolliküler ve %84.4 ile kombine pigmentasyon patterninde izlenmiş. Diffüz pigmentasyon ise daha az stabil bulunmuş (%78.5), psoralenlerin daha çok perifolliküler repigmentasyon, topikal ve sistemik steroidlerin ise diffüz pigmentasyon oluşturdukları görülmüş. Başlangıçtaki pigmentasyon patterni diffüz olduğunda repigmentasyon hızının, folliküler repigmentasyondan fazla olduğu dikkati çekmiş. Marjinal ve perifolliküler repigmentasyonun diffüz tipden daha stabil olduğu saptanmış.
(J Am Acad Dermatol 2004;50:63-7.)
Kaynak : Journal of The American Academy Of Dermatology Yıl: 2004 / Cilt: 1 / Sayı: 1
2-Segmental Ve Jeneralize Vitiligo: Klinik Özellikler
Yrd.Doç.Dr. Şebnem AKTAN ve Dr. Berna ŞANLI Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı
Segmental depigmentasyon gösteren vitiligo tipinde klinik özelliklerin diğer tiplerden farklılıklar gösterdiği bildirilmektedir. Bu çalışmada segmental ve jeneralize vitiligo tipleri arasında gözlenen klinik farklılıkları ve olası risk faktörlerini ortaya koymak amacıyla 63 vitiligolu olgu incelendi. Segmental ve jeneralize depigmentasyon gösteren gruplarda lezyonların lokalizasyonları ve segmental vitiligolu olgularda lezyonların dermatomal dağılımları saptandı ve gruplardaki olgular cinsiyet, yaş, hastalık başlangıç yaşı, hastalık süresi, deri tipi; Koebner fenomeni, halo nevus, özgeçmişte ve soygeçmişte otoimmun hastalık, soygeçmişte vitiligo, özgeçmişte ve soygeçmişte atopi sıklıkları açısından karşılaştırıldı. Segmental vitiligolu olgularda lezyonların en sık yerleştiği lokalizasyon yüz ve en sık tutulan dermatom ise trigeminal dermatom idi. Jeneralize vitiligolu olgularda ise en sık metakarpofalangial eklem ekstansör yüzlerinin tutulduğu gözlendi. Her iki grupta incelenen özellikler içinde yaş, hastalık başlangıç yaşı ve hastalık süresinin gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği saptandı. Yaş ve hastalık süresinin, hastanın görüldüğü zamana bağımlı değişkenler olduğu için klinik açıdan bir farklılığa işaret edecek özellikler olmadığı varsayıldı. Jeneralize depigmentasyon gösteren olgularda segmental depigmentasyon gösteren olgulardakilere göre daha büyük olarak saptanan başlangıç yaşının, farklı seyir ve prognoza sahip söz konusu iki vitiligo tipinin ortaya çıkışında olası bir risk faktörü olabileceği düşünüldü.
Kaynak : Turkiye Klinikleri Dermatol 1998, 8:16-19
|