|
Vitiligolu Hastalarda Serum Vitamin B12 ve Folik Asit Düzeyleri Özer ARICAN*, Kadriye KOÇ*, Ramazan KUTLUK*, Lütfiye ERSOY** * Uz.Dr., Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Deri ve Zührevî Hastalıklar Kliniği, ** Doç.Dr., Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Deri ve Zührevî Hastalıklar Kliniği, şefi, İSTANBUL
Özet Amaç: Vitiligo etyolojisi hâlen karanlık olan ve depigmentasyonla seyreden dermatolojik hastalıklardan biridir. Bu çalışmada hastalığın etyolojisinde ya da klinik seyrinde vitamin B12 ve folik asitin serumdaki düzeylerinin düşüklüğünün rol alıp almadığını araştırdık. Çalışmanın Yapıldışı Yer: Sağlık Bakanlığı İstanbul Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Deri ve Zührevî Hastalıklar Kliniği (1998-2000). Materyal ve Metod: Yaşları 2-71 arasında değişen, 57’si kadın ve 51’i erkekten oluşan 108 vitiligo hastasının ve benzer yaş ve cinsiyet dağılımı gösteren 103 sağlıklı kişiden oluşan kontrol grubunun serum vitamin B12 ve folik asit düzeylerine bakıldı. Bulgular: Vitiligolu hastaların serum vitamin B12 düzeyleri ortalaması 323.03±156.07 pg/ml bulundu ve bu değer kontrol grubunun ortalamasından (446.60±360.01 pg/ml) istatistiksel olarak anlamlı derecede farklıydı (p=0.001). Hastalığın süresi, tipi ve aktivasyonu ile bir korelasyon tespit edilemedi. Serum folik asit değerleri ortalaması 8.684±4.215 ng/ml olarak bulunmuş olup kontrol grubunun ortalaması (8.242±3.885 ng/ml) ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p=0.429). Sonuç: Birbirlerinin metabolizmaları üzerinde ve aynı zamanda tirozin ile melanin sentezinde etkileri olan bu iki vitaminin hücre içi düzeylerinin pigmentasyona etkileri araştırılmaya devam edilmelidir. Serum vitamin B12 düzeylerini çok düşük bulmamızdan dolayı da kesin kanıtlar elde edilinceye kadar bu vitaminler vitiligoda tedaviye eklenebilir. Kısaltmalar:
SFA: Serum Folik Asit,
FA: Folik Asit,
SVB12: Serum Vitamin B12,
VB12: Vitamin B12,
6-BH4: 6-Tetrahidrobiopterin,
7-BH4: 7- Tetrahidrobiopterin
Vitiligo; edinsel ya da kalıtsal olabilen, tüm dünyada sık görülen, ilerleyici ve her yaş grubunu etkileyebilen bir pigment bozukluğu hastalığıdır. Klinik olarak; iyi sınırlı, değişik büyüklük ve lokalizasyonlarda, süt beyazı renginde, genellikle simetrik, bazen unilateral ve dermatomal dağılım da gösterebilen maküllerle karakterizedir. Vitiligonun insidansı %0.14-8.8 arasında değişen oranlarda bildirilmekle birlikte, genel olarak toplumda %1-2 arasında görüldüğü kabul edilmektedir. Ülkemizde ise dermatoloji polikliniğine başvuran hastaların %0.15-0.323'ünü oluşturduğu bildirilmiştir. Vitiligo ile Vitamin B12 (VB12) eksikliği ya da pernisiyöz anemi birliktelikleri uzun zamandan beri bilinmektedir. Pernisiyöz anemi, yaygın olmayan bir hastalık olmakla birlikte vitiligolu hastalarda artmış sıklıkla gözlenir. Aynı zamanda pernisiyöz anemili hastaların %1.6-10.6'sında da vitiligo bulunduğu bildirilmiştir. DNA ve RNA sentezinde gerekli olan metioninin hücre içinde oluşumu için gerekli olan VB12’nin eksikliğinde bunların sentezleri bozulmaktadır. Folik Asit (FA) de DNA ve RNA sentezi için gerekli bir diğer kofaktördür. Bu iki vitaminin hücredeki metabolizmaları iç içe geçmiş olarak birbirini etkilemektedir. Öyle ki, bu iki vitaminden birinin yokluğu DNA ve RNA sentezinin bozulması için yeterli olmaktadır. Tirozin, melanin sentezinin ilk basamağında yer alan ve fenilalaninden sentezlenen bir amino asittir. Fenilalaninin tirozine dönüşmesinde pteridin içeren FA'in de rolü vardır. Schallreuter ve arkadaşları, şekil 1’de özetlenen mekanizma ile vitiligoda GTP-cyclohyrolase I aktivitesinin artması sonucu, sentezi artan 7-BH4’in fenilalanin hidroksilazı inhibe ettiğini ve bunun da depigmentasyonun sebebi olabileceğini iddia etmişlerdir. Son yıllardaki bazı yayınlarda vitiligo ile bu iki vitaminin serumdaki eksikliğinin bağlantısından söz edilmekteydi. Biz de bu çalışmamızda hastanemize başvuran 108 Vitiligo hastasının SVB12 ve SFA değerlerini kontrol grubu ile karşılaştırdık. Böylece bu hastalığın etyopatogenezinde ya da seyrinde bu iki vitaminin eksikliğinin rolü olup olmadığını değerlendirmeyi amaçladık. Materyal ve Metod Çalışma 1998-2000 yılları arasında Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Deri ve Zührevî Hastalıklar Kliniği'ne başvuran 108 vitiligo hastası ile yaş ve cinsiyet dağılımı hasta grubuna uygun olacak şekilde seçilen 103 sağlıklı kontrol grubu ile yapıldı.

Şekil 1. De novo olarak fenilalaninden tirozin sentezinde 6-BH4 döngüsünün şematizasyonu. Vitiligoda artan 7-BH4 fenilalanin hidroksilazı inhibe etmekte, bunun sonucunda biriken fenilalanin GTP-cyclohydrolase I’i indüklemektedir. Bu da 6-BH4 oluşumunu hızlandırarak artan 7-BH4 üretimine ve depigmentasyona neden olmaktadır.
Vitiligo tanısı klinik olarak konuldu. Hastaların adı-soyadı, yaşı, cinsiyeti, hastalığın başlama yaşı, süresi, aktivitesi, tipi, vücutta ilk başlama yeri, aile anamnezleri not edildi. Hastaların diabetes mellitus Tip I-II, tiroid hastalıkları ve hematolojik hastalıklar açısından öz ve soy geçmişleri sorgulandı ve gerekli rutin tam kan sayımları, hormon ve biyokimyasal tahlilleri ile FA ve VB12 serum değerlerine bakıldı. Hastaların ve kontrol grubunun vitamin düzeylerini etkilediği bilinen sistemik (büyüme-gelişme geriliği, pernisiyöz veya megaloblastik anemi, celiac sprue, malabsorbsiyon, gastrik ve ileal rezeksiyon, beslenme bozukluğu, nöropati vb.) ya da kutanöz (akral hiperpigmentasyon, yaygın psoriasis, eritrodermi vb.) bir hastalığının ve fazla miktarda alkol, son üç ay boyunca multivitamin ve özellikle FA’in metabolizmasını etkilediği bilinen imetoprim, arbütirat, enitoin, metotreksat, siklosporin gibi ilaçların alımının olmamasına dikkat edildi. Hastaların 57 (%52.8)’si kadın, 51 (%47.2)'i erkekti ve yaşları 2-76 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 30.19±16.36 idi. Hastalık süreleri ise 1 ay ile 42 yıl arasında değişmekteydi ve hastalık başlangıcı da 6 ay ile 75 yaşları arasındaydı. Hasta ve kontrol grubu yaş ve beslenme alışkanlıklarının nisbeten benzer olacağı düşünülerek dört gruba ayrıldı. Onbeş yaş ve altı “Çocuk Yaş Grubu”, 16-30 yaşları arasındakiler “Genç Yaş Grubu”, 31-45 yaşları arasındakiler “Orta Yaş Grubu”, 46 ve üstü yaşlar ise “İleri Yaş Grubu” olarak değerlendirildi. Bahsi geçen yaş grubu dağılımı esas alındığında hasta ve kontrol grubundaki olgu sayıları sırası ile 20-19, 37-39, 35-26 ve 16-19 idi. Hastalar son üç ayda lezyon çıkışı olup olmamasına göre aktif ve non-aktif (durağan) olarak ayrılırken, lezyon dağılımının lokalize-generalizeüniversal ve segmental olmasına göre de değerlendirildi. Buna göre 40'ı erkek olmak üzere 85 hasta aktif olarak nitelendirildi. Toplam 23 olan durağan hastaların da 11'i erkek, 12'si kadındı. Hastalığın tiplerine dayanılarak yapılan değerlendirmede ise 56 generalize, 44 lokalize, 4 segmental ve 4 üniversal olgu saptandı. Kontrol grubu ise, yaşları 4 ile 72 arasında değişmekte olan (ortalaması:30.03±15.70), 55 (%53.4) kadın ve 48 (%46.6) erkekten oluşmaktaydı. Tüm hastalar ve kontrol grubundan sabah 08:30-11:00 saatleri arasında alınan açlık venöz kanları biyokimya laboratuarında santrifüj edilerek serumları ayrıldı. Serum VB12 ve FA düzeyleri BIOBAC CHEMILUMINESCENCE (ACS) kullanılarak; BAYER firmasından elde edilen VB12 kiti (Katalog No:104518) ve FA kiti (Katalog No:672215000) ile ölçüldü. SVB12 düzeyi için 220-1132 pg/ml, SFA düzeyi için de 3-17 ng/ml arası normal değerler olarak kabul edildi. İstatistik hesaplamalar SPSS 10.0 paket programı ile bilgisayarda yapıldı ve ki-kare, t test ve tek yönlü anova varyans analizi kullanılırken, p<0.05 anlamlı olarak değerlendirildi. Bulgular Hastalarımızın yaş (p=0.672) ve cinsiyet (p=0.928) dağılımları ki-kare testi ile değerlendirilerek kontrol grubu ile fark olmadığı saptandı. SVB12 değerlerinin ortalaması vitiligolu grupta 323.03±156.07 pg/ml (35-1018, SH=15.07) idi. Kontrol grubunun değeri olan 446.60±360.01 pg/ml (16-1833, SH=35.47) ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir düşüklük saptandı (p=0.001, t=3.259) (Grafik 1).

Grafik 1. Her iki grupta SVB12 değerlerinin dağılımının kutu grafikle gösterilmesi (N: Olgu sayısı, *: Standart sapmanın üç katından daha yüksek değerler). Yaşa dayalı gruplar arasında da yapılan varyans analizinde SVB12 değerleri açısından değişen oranlarda istatistiksel farklar ortaya çıktı (p<0.001) (Tablo 1). Gruplar arasında yapılan karşılıklı değerlendirmede ise genç (p=0.0028) ve orta (p=0.001) yaş gruplarında kontrollerine göre oldukça anlamlı düşük değerler mevcuttu. Yapılan varyans analizlerinde cinsiyete (p=0.207) ve aktiviteye göre (p=0.132) anlamlı farklara rastlanmadı. Hastalığın tipleri arasında da önemli bir fark yoktu (p=0.806) (Tablo 1). SFA değerlerine gelince, vitiligolu grupta ortalama düzey 8.684±4.215 ng/ml (2.2-28.4, SH=0.406), kontrol grubunda ise 8.242±3.885 ng/ml (2.5-24.0, SH=0.383) bulunmuş olup iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farka rastlanmadı (p=0.429, t=0.792). Yine SFA düzeyi için cinsiyete (p=0.518) ve aktiviteye göre (p=0.837) bakıldığında, bu kriterler açısından da gruplar arasında istatistiksel bir fark olmadığı gözlendi. Yaş grupları (p=0.738) ve hastalıkt ipleri (p=0.083) arasında yapılan varyans analizlerinde de istatistiksel bir fark yoktu (Tablo 2).

Tartışma Etyolojisi günümüzde hâlâ karanlık olan vitiligonun SVB12 düşüklüğü ile karakterize ve otoimmün bir hastalık olan pernisiyöz anemi ile birlikteliğinden bahseden çeşitli araştırmalar mevcuttur. Nitekim Allison ve Curtis, vitiligolu hastaların %4.1’inde pernisiyöz anemi saptamışlardır. Grunnet ve Howitz ise bu oranı %3.7 olarak bildirmişler ve aynı zamanda pernisiyöz anemili hastalarda %10.6 gibi yüksek bir sıklıkta vitiligo bulunduğunu tespit etmişlerdir. Howitz ve Schwartz, 102 vitiligolu hastada mide asit salgısı, VB12 emilimi ve SVB12 düzeyleri ile ilgili olarak, hastaların 20’sinde aklorhidri ve 3’ünde de hipoklorhidri bulmuşlar, 20 aklorhidri olgusunun tümü bayan olan 8'inde ise pernisiyöz anemi tespit etmişlerdir. Dawber ise özellikle ileri yaşlarda başlayan vitiligolularda pernisiyöz aneminin daha sık görüldüğünden bahsetmiştir. Bleifeld ve Gehrmann da içlerinde sadece 5’inde pernisiyöz anemi bulunan 54 vitiligo hastasının 1/3'ünde Schilling testi ile VB12 absorbsiyonunun bozulduğunu göstermişlerdir. Tüm bunlar nadir bir hastalık olan pernisiyöz aneminin vitiligo ile birlikte sık görüldüğünü ama vitiligoda görülen VB12 eksikliğinin sadece pernisiyöz anemi ile açıklanamayacağını düşündürmektedir. Kim ve arkadaşları, 100 vitiligo hastasının SVB12 ve SFA düzeylerine baktıkları çalışmalarında bunların ortalama düzeylerinin kontrol grubu ile karşılaştırıldığında farklı olmadığını saptamışlardır. Türkiye'de Doğan ve arkadaşları 32 hastayı kapsayan benzer çalışmalarında SVB12 düzeyini kontrol grubunun ortalama değeri ile aynı bulurlarken, SFA düzeylerinde vitiligolu grupta oldukça anlamlı bir düşüklük tespit etmişlerdir. Her iki çalışmada da bu vitaminlerin serum düzeyleri ile hastaların yaşı, hastalığın tipi, lokalizasyonu ve aktivitesi ile herhangi bir ilişki kurulamamıştır. Bizim çalışmamızda ise hasta grubunda kontrol grubuna göre özellikle genç ve orta yaş gruplarında daha belirgin olmak üzere anlamlı derecede düşük SVB12 düzeylerine rastlanılmıştır. Bu vitaminin serumdaki düşüklüğü ile hastaların cinsiyeti, hastalı ğın tipi ve aktivitesi ile bir ilişki saptanamamıştır. Çalışmamızda SFA düzeyleri ise kontrol grubu ile benzer bulunmuştur. Serimizde SFA düzeyini normal bulmamızı, FA'in VB12 eksikliğinde hücre içerisinde duramayıp, hücre dışına kaçması ile açıklamak mümkündür. Dolayısıyla FA hücre içinde azalacaktır. Çalışmamızın sonuçları, vitiligoda her iki vitamin düzeyini de normal bulan Kim ve arkadaşları ile sadece SFA’ini düşük bulan Doğan ve arkadaşlarının bulgularıyla uyuşmamaktadır. Bu iki vitamini hastalığın tedavisinde kullanan araştırmalara baktığımızda ise ilk olarak Montes ve arkadaşları 11'inde SFA, 5'inde de SVB12 düzeylerini düşük buldukları 15 vitiligo hastasını VB12, FA ve FA’in hücre içerisinde stabilitesini artırdığını söyledikleri askorbik asit tedavisine aldıklarında bunların 8’inde belirgin repigmentasyon gördüklerini bildirmişlerdir. Juhlin ve Ollsson, VB12 ve FA ile güneş ışığından da yararlanarak yaptıkları çalışmalarında 100 vitiligo hastasının 64’ünde hastalığın ilerlemesinin durduğunu gözlemişlerdir. Bu hastaların 6’sında tam olmak üzere 52’sinde, özellikle güneş ışığı alan bölgelerde daha belirgin gözlenen repigmentasyon tespit etmişlerdir. Doğan ve arkadaşları da SFA’i düşük üç vitiligo hastasında sadece FA ile tedavi sonucu repigmentasyon bildirmişlerdir. Buna karşın Kim ve arkadaşları VB12 ve FA ile tedaviye aldıkları hastalarında önemli bir repigmentasyon saptayamamışlardır. Görüldüğü gibi vitiligoda VB12 ve FA’in birlikte veya tek olarak tedaviye eklendiği çalışmalar da, her iki vitaminin serum düzeylerine ait çalışmalarda olduğu gibi birbirleriyle çelişkili sonuçlar ortaya koymaktadır. Bu iki vitaminle tedavide önemli oranda repigmentasyon görmediklerini söyleyen Kim ve arkadaşlarından farklı olarak Montes ve arkadaşları askorbik asit ilavesiyle, Juhlin ve Ollsson ise ayrıca güneş ışığından yararlanarak başarılı sonuçlar elde ettiklerini bildirmişlerdir. Bu arada Doğan ve arkadaşlarının ise tek başına FA tedavisiyle repigmentasyon görmeleri dikkat çekici olsa da pigmentasyonun derecesi ile ilgili bir bilgi vermemişlerdir. Her iki vitaminin gerek serum değerlerine gerekse de tedavilerine ait veriler vitiligo patogenezinde birkaç farklı mekanizmanın ya da değişik metabolik yollarda farklı bozuklukların rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Otoimmün bir hastalık olan pernisiyöz anemi ile birlikteliği vitiligoya da otoimmün gözüyle bakılmasına neden olmuştur. Oysa vitiligolu hastalarda pernisiyöz anemi olmadan da SVB12 düzeyinin düşük bulunabilmesi ilgi çekicidir. Bahsi geçen bazı çalışmalarda SFA düzeyi de normalden düşük bulunmuştur. FA’in homosisteinden metionin sentezinde olduğu gibi VB12 ile iç içe bir metabolizmaya sahip olması ve VB12 eksikliklerinde hücre içi FA düzeylerinin de düşük bulunması nedeniyle bu iki vitamin birlikte ele alınmaktadır. Hücre dışından hücre içine alınan FA’in hücre içinde kalabilmesi ve tetrahidrofolata dönüşmesi için kofaktör olarak VB12’ye ihtiyaç duyulmaktadır. Yani hücre içi FA metabolizmasının devam etmesi için VB12 gereklidir. Diğer yandan FA'in üç ana yapısından ikisini PABA ve pteridin oluşturur. PABA yüksek dozlarda alındığında saçlarda koyulaşmaya neden olmaktadır. Pteridin ise fenilalaninin melanin sentezinin başlangıç maddesi olan tirozine hidroksilasyonunda görev alan bir kofaktördür. Keza, piteridin eksikliği tirozinin azalmasına ve sonuçta pigmentasyonun inhibisyonuna neden olabilmektedir. Schallreuter ve arkadaşları, vitiligoda 6-BH4 metabolizmasındaki ilk enzim olan GTPcyclohydrolase I aktivitesinin 3-5 kat arttığını ve bunun bir taraftan keratinositlerde katekolamin sentezini arttırırken diğer taraftan da 6-BH4'in aşırı üretimine sebep olduğunu saptamışlardır. Aşırı üretilen 6-BH4’nin fenilalanin hidroksilazın kompetitif inhibitörü olan 7-BH4'in non-enzimatik üretimini provake ettiğini bunun da fenilalaninden tirozin oluşumunu engelleyerek feed-back etki ile melanin sentezini durdurabileceğini ve depigmentasyonun sebebi olabileceğini iddia etmişlerdir. (şekil 1) Bu bağlamda, yüksek doz FA ve beraberinde de bunu hücre içinde tutacak VB12 verilmesi durumunda tirozin oluşumuna katkıda bulunularak melanin sentezi sağlanabileceği düşünülebilir. Bundan sonraki çalışmalar FA ve VB12’nin serum düzeylerinden çok, hücre içi düzeylerini araştırmaya yönelik olmalıdır. Başta FA olmak üzere bunların değişik ana ve ara metabolik yollarının ortaya çıkarılmasıyla vitiligo patogenezi daha iyi anlaşılacaktır. FA ve VB12’nin vitiligo patogenezindeki ve tedavisindeki rolleri tam olarak belirleninceye kadar, bu hastaların düzenli ve dengeli beslenmeye dikkat etmelerinin sağlanmasının, aynı zamanda PUVA, lokal steroid gibi tedavi yöntemlerine önemli yan etkileri olmayan, ucuz ve kolay temin edilebilir FA, VB12 ve hatta askorbik asit preperatları eklenmesinin yararlı olabileceği düşüncesindeyiz.
|
|
Yorum yaz!
|
8/10/2009 - VİTİLİGO |
| Yazan: ALİCAN |
| slm arkadaşlar ben 27 yasında bir gencim bu vitiligo hastalığı ilk okul okuduğum yıllarda ben de çıkmaya başlamıştı 2003-2004 tarih lrine kadarda ben de fazla etki göstermedi ama bu tarihlerden sonra büyük bir stres yaşamıştım tabi sizinde bildiğiniz gibi üzüntü stres vb. şeyler bu hasatalı ateşleyen etkenlerdir..2008 tarihinde bir arkadaşımın sayesinde laleli emin önünde deri ve zührevi hastalıkları uzmanı AHMET ARPACI adında bir doktor tanıdım ve bu doktorun tedavi yöntemi mütühiş işe yaradı vucudumun 4/3 nü kaplayan lekelerim o tedavi yönmiyle yüzde seksen hatta seksen beşlere varan olumlu sonuç almıştı..hemde dört ay gibi kısa bir sürede.. havalar soğudunda tedaviyi bırakmak zorunda kaldım tekrar yaz gelene kadar lekelerim terardan çoğaldı şimdi aynı tedavi yöntemini uyguluyorum ve gayet memnunum biraz zahmetli ama vitiligyu yenmek için insanın gözüne gelmiyor bir şey ..vitiligolu hastalarının psikolojisini çok iyi biliyorum dile kolay 20 seneden beri gitmediğim doktor gitmedğim herbalist denemediğim tedavi yöntemleri kalmadı kullanmadığım ot bitki kalmadı kulaktan dolma tedavi yöntemleri her şeyi denedim ama bahs ettiğim doktor son durağım oldu.. ama Hz. mevlananın bu sözünü de unutmamak lazım. ne demiş üzülme bir yandan korku bir yandan ümidin varsaiki kanatlı olursun tek kanatla uçulmaz zaten..üzülme sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil tozu nu almaktır ALLAH sana sıkıntı vermekle tozunu kirini alır niye kederlenirsin? üzülme taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzül olmaz yüzük olmak dileyen taş ezilmeyi yontunmayı göze almalıdır (mesneviden)işte bu zihniyetle düşünüp kendimizi teselli etmesinide bilmeliyiz ben msn adresimi bırakıyım arkadaşlar tedavi olmak isteyen arkadaşlar bana bu yollan ulasa bilir ler ama msn adresimdeki arkadaşlarım çok kalabalık olduğu için kim olduğunuzu çıkramaya bilirim o yüzden bana ulastığınızda vitiligoyu mutlaka hatırlatmanız lazım bende bir vitiligo hastası olrak bütün vitiligolu arkadaşlarıma bir nebzede olsa da yardımcı olmak istiyorum ALLAH hepimize sağlık sıhat huzur mutluluk ve acil şifalar versin. a.can_msn@hotmail.com |
| Bağlantı |
5/10/2009 - vitiligo |
| Yazan: isimsiz |
| arkadaşlar hepinize geçmiş olsun. sadece bi öneride bulunmak için yazıyorum havuçu rendeleyip içerisine az bi zeytinyağ katıp 2-3 gün bekletip havuç kalıntılarını kalın bi tülbentle süzün yağı sorunlu bölgeye sürün güneşte 5-10 dakika bekleyin zamanla o bölgede karıncalanma meydana gelecektir bu sorunlu bölgenin iyleşmesi habercisi gibi bişeydir. aktarım dedim. tekrardan geçmiş olsun |
| Bağlantı |
5/10/2009 - vitiligo |
| Yazan: isimsiz |
| arkadaşlar hepinize geçmiş olsun. sadece bi öneride bulunmak için yazıyorum havuçu rendeleyip içerisine az bi zeytinyağ katıp 2-3 gün bekletip havuç kalıntılarını kalın bi tülbentle süzün yağı sorunlu bölgeye sürün güneşte 5-10 dakika bekleyin zamanla o bölgede karıncalanma meydana gelecektir bu sorunlu bölgenin iyleşmesi habercisi gibi bişeydir. aktarım dedim. tekrardan geçmiş olsun |
| Bağlantı |
12/8/2009 - vitiligo |
| Yazan: serpil |
| Ben 33 yaşında bir bayanım. Ben de de Vitiligo hastalığı var. Yaklaşık 10 yıl evvel bir sabah kalkıp aynaya baktığımda göz kapağımda beyazlık farkettim ve ne olduğu anlayamadım, anneme sordum o da anlamadı, cilt tahriş olduk dedik, bir sonraki günde göğüs ile boyun arasında fındık büyüklüğünde bir beyazlık olduğu farkettim ve işin ciddi olduğunu anladım. Gata ya gittiğimde karanlık bir ortamda bir lekeye bir ışık tutularak, bu vitiligo dediler arkasından da tedavisi yok dediler, tüm moralimizi bozdular. Bana bu üzüntüden stresten oluşuyor nedeni bilinmiyor, tedavisi de yok deyip iyice canımızı sıktılar. Bu söylediğim Vitiligonun ben de ilk çıktığı zamanlardı, ve vücudumun çeşitli yerlerinde filiz verip bazı yerler oluştuğu gibi kalıp, bazı yerlerde kısmen yayılarak devam etti. Gitmediğim doktor kalmadı denilebilir, bitkisel formüllerde denedim. FFakat yok yani iyileşmiyor.İnanın arkadaşlar denemediğim kalmadı. Ama şunu tabi her zaman yaptım ki Allah'a çok dua ettim, çok şifa istedim, Şifa senden Ya RAB dedim, bana şifa ver. Ben bu lekelerle yaşamaya da alışmıştım galiba, bu nedenle son 3 senedir durmuş vaziyette, tek tük küçük küçük çıkıyor ama zaman zaman da kayboluyor. Şunu da söylemek istiyorum ki benim kadar bu hastalığı araştıran da, her türlü yöntemi de deneyen başka bir vitiligo hastası yoktur. Vücudumda çok fazla ve yaygın olmamakla beraber ben vitiligo hastasıyım. Şunu da söylemekte fayda var ki, herkeste olan vitiligoda aynı tarz vitiligo değildir. Neyseeeee uzatmayayım... Bir gün Eşim bir yerel gazete getirdi, bir güzellik merkezinin reklamı vardı. O gazeteyi hala saklarım. Orda vitiligo tedavi edilir diyordu ve tedavi yöntemi de KRİYOTERAPİ... Bu ne dedim ya.. Buzla tedavi, Yani krem duydum, hap duydum, puva tedavisi duydum başka başka şeyler duydum hatta Puva tedavisi hariç herşeyi uyguladım ama böyle birşey duymamıştım. Bu yaklaşık 8 yıl evveldi. Bu güneşin aksine buzla tedaviydi. Güneşte yakıyor, buzda. Ben bunu da uygulamalıyım dedim ve Şifa Önce ALLAH'tan diyip gittim. Önce göğsüm ile boynum arasındaki fındık büyüklüğünde çıkıp 2 göğüs aralığına kadar yayılan kısmı gösterdim.( En taktığım ve üzüldüğüm yer burasıydı) Kadın bana dedi ki önce ufak bir kısmına bunu uygulayalım, 1-2 seans. Eğer cildiniz bu tedaviyi kabul ederse başlayalım tedaviye dedi ben de kabul ettim. Ceviz büyüklüğünde bir yere Kriyoterapi uyguladı yani eksi bilmem kaç dereceyle yaktı, yani ucu o kadar soğuktu ki o bölgeye deyince cosluyordu. Yani öyle acı falanda yoktu. Dayanılacak birşey yani. Sonra bunu uyguladıktan sonra ordan çıktım, yolda annemle yürürken tabi azıcık canım acıyordu, neticede o bölgeyi yakmıştı. Tam hatırlayamıyorum süresini ama 3 saat mi 5 saat sonra mı o Kriyoterapi uygulanan bölge su topladı, bu tedaviyi uygulayan kadın zaten su toplayacağını ve patlatmamam gerektiği kendiliğinden patlayıp, iyileştirme sürecine girmesini önerdi. Ben de bu süreci onun dediği gibi yaşadım. Su topladı, kendiliğinden patladı, kabuk bağladı, iyileşmeye başladı, kaşındı, kaşındı.... Ve size yemin ederim O bölge renk verip kapandı yani pigmentler canlandı. Sadece uygulama olarak tek seans yapmıştı,aynı yere 2.seansı bile yapmadı.Allah şifayı bana böyle verdi. Ve o gögüs kısmım tamamen kapandı. küçük küçük kahverengi lekeler oluştu ve orası canlandı. İnce bölgelere mesela göz kapağıma yaptıramadım, benim için önemli olan bölge buydu, başka yerlerimde de var yani görünmeyen ve beni rahatsız etmeyen. Ben vitiligoya alıştığım için onlarda aynen yerlerinde yayılmadan aynı çıktıkları gün gibi duruyor. Ben bu Kriyoterapi yöntemiyle ama Önce Allahın izni ile şifayı buldum arkadaşlar, sizde uygulatın deneyin bu yöntem bana cevap verdi sizde verebilir,SEVGİLER |
| Bağlantı |
7/7/2009 - şifa |
| Yazan: slmcem@hotmail.com |
| arkadaşlar bu hastalıga yakalanıpta bir elden ilaç bitki veya doktor veya eczacı vasıtasıyla şifa bulan arkadaşlarımız varsa şifa arayan arkadaşlarımıza bunu bildirmeleri ALLAH ın bir emridir.her kim kendi için istediyi bir şeyi müslüman bir kardeşi için de istemeli. unutmayın derdi ve şifayı veren ALLAHtır |
| Bağlantı |
18/6/2009 - dikk |
| Yazan: xxx |
| msn adresin musti_66_57 dir lutfen bitkisel bi tedaviden cevap aln yardım etsin |
| Bağlantı |
18/6/2009 - dikkate alınız |
| Yazan: isimsiz |
| su ilgili eczaneyi adını yazsanız cook iyi olurdu... |
| Bağlantı |
22/5/2009 - slm |
| Yazan: isimsiz |
xxxxxxxxx verdiklerini tam düzgün kullanmamışsın belliki ben esmer biriyim heryerimde vitiligo vardı sokaga bile çıkmakta zorlanıyodum ve xxxxxxxxxxxx sayesinde iyileştim biraz zaman aldı ama olsun sonucu çok ii şimdi hiç kalmadı umarım herkes oraya ulaşır ve tedavisini olrlar
VHMP : ilgili eczane hakkında düzeldimden çok dolandırıldım diyen olduğundan......
Düzenleyen vitiligoturk gün: 22/5/2009 saat: 08:08 |
| Bağlantı |
22/4/2009 - vitiligo |
| Yazan: merve |
ben merve 12 yaşındayım yaklaşık 6-7 senedir vitiligoluyum.ilk olarak mine eczanesine baş vurdum.günde 3 kere krem sürüp güneşe çıkıyordum.akşam buhar tedavisi uyguluyoduk.ot ilaç....iyi gidiyodu ama ellerim şişti.çok acı çektim...sonra babam istanbulda bir yere tanıştı.katran falan sürüyoduk.gözlerimin üsründe olduğu için oraya sürerken yanıyodu.sonra puva tedavisi uyguladık ACE diye bir hap ve ELİDEL diye bir krem kullandım sonuç iyiye gidiyo.piskoloğa danıştık çoğu tedavisi kesin diğil dedi.ablamın ayağındada var bi küçük .ama o açılmadı.allah hepimize yardım etsin.her gören şükret diyo.bilmiyolar ne kadar acı çekiyom.ama ben isyan etmiyom.hayırlısı budur .kimse unutması daha kötü durumdakilerde var.allah sevdiği kula verir imtihanı.bununda mükaftı var....
|
| Bağlantı |
|
Vitiligo Nedir
• Vitiligo Hastalığı
• Derinin Pigmentasyonu
• Vitiligo Tehşisi ve Diğer Hipo/de-pigmentelerle Ayrımı
• Köbner Fenomeni
• Lekelerin Vücutta Genel Dağılımı
• Diş Fırçalarken Dikkat
Tıbbi Tedaviler
• PUVA
• BClear
• ReCell - "Hücre Spreyi"
• Güneş + Psoralen tedavisi
Bitkisel Tedaviler
• Ahmet Maranki Bitkisel Kürü
• İbrahim Saraçoğlu Lavanta Kürü
• İbrahim Saraçoğlu Yulaf Samanı Kürü
• Çörek Otu Kürü
• Yasemin' in Tavsiyesi
Alternatif Tedaviler
• Peeling Yöntemi -Renk Açma-
• Hipnoz
• Akupunktur
• Baştan Kan Aldırmak
• Ozon Tedavisi
İlaç Rehberi
• Kortikosteroidler - Kortizonlu ilaçlar
• Karotenoidler - Vitaminler
• H1 Vitamini - PABA
• Elidel Krem
• Vitix Jel
• Viticolor Jel
Araştırmalar
• Mikrofototerapi Araştırması Katılım Bilgileri
• 9 Eylül Üniversitesi Araştırması
• Haseki Eğitim Araştırma Hastanesi Araştırması
• Bağımlılık ilişkisi
• Vitiligonun Psikiyatrik Yönü
• Klinik Çalışmalar 1- 2-
• Çocuklarda Vitiligo
• Vitiligoda Troid Hormonları Rolü
• Vitiligolu Hastalarda Serum Vitamin B12 ve Folik Asit Düzeyleri
• İç Hastalıkları ve Deri
Makyaj
• Kamuflaj Makyaj
• Kalıcı Makyaj - Mikropigmentasyon
Vitiligoaktüel
• Siyah Doğup, Beyaz Yaşayanlar
• Tablodan Yansıyanlar
• Sizden Gelenler
• Tıptaki Son Gelişmeler
• Kuran-ı Kerim'de Vitiligo Hastalığı
• Vitiligoyu Nasıl Yendim
• Sahte Vitiligo Dernekleri Ve internet Siteleri
• Youtube'den Vitiligo Videoları
• Büyük Hata ! - Vitiligo Sanmak -
• Hasta Hakları
• 1 Ayet 1 Hadis
• Ozon İnceldi, Deri Kanseri Hızla Tırmandı
• Bilimin Açıklayamadığı Şeyler
• Bizden Birisi "Veysel Karani"
• Fiziğine Bak, Hastalık Riskini Anla!
• Siyah Sunucu Beyazlıyor
• Pigmentleri Koruyalım
• Basından Vitiligo Haberleri

Sponsorlar
|